Ana içeriğe atla

Toplumsal Dayanışma Yeniden Yeşil Türkiye

 

Toplumsal Dayanışma Yeniden Yeşil Türkiye

Türkiye'nin ormanları, sadece ağaçlardan ibaret değil; birer yaşam damarı. Son yıllarda artan orman yangınları, ciğerlerimizi yakan alevlerle hepimizi derinden etkiledi. Muğla'dan Bursa’ya, Çanakkale'den Adana'ya kadar uzanan bu felaketler, doğanın çığlığını yükseltti. 

Peki, bu yaraları nasıl saracağız?

Yanıt, Yanan Orman Alanlarının Rehabilitasyonu ve Yangına Dirençli Ormanlar Tesisi Projesi'nde, yani YARDOP'ta yatıyor.

Bu proje, siyasi tartışmalardan uzak, hepimizin ortak paydası olan doğayı koruma çabası için bir umut ışığı. Gelin, neden YARDOP'un desteklenmesi gerektiğini ve yangın sonrası neler yapabileceğimizi konuşalım.

YARDOP, 2008'de Antalya'nın yanmış topraklarında filizlenen bir fikir. Orman Genel Müdürlüğü'nün öncülüğünde başlayan bu proje, sadece yanan alanları yeniden ağaçlandırmakla yetinmiyor; aynı zamanda ormanları yangına karşı daha dirençli hale getiriyor. Yangınla kavrulmuş bir arazide hemen fidan dikmek, iyi niyetli olsa da çoğu zaman etkisiz. Toprak, dinlenmeye ve kendi ritminde iyileşmeye ihtiyaç duyar.

YARDOP, bu gerçeği göz önüne alarak bilimsel bir yaklaşımla hareket ediyor. Yangına dayanıklı türler, mesela meşe ya da keçiboynuzu gibi yapraklı ağaçlar, iğne yapraklılara göre önceliklendiriliyor. Böylece hem biyolojik çeşitlilik korunuyor hem de yangının yayılma riski azalıyor. Üstelik proje, orman-yerleşim yeri ara yüzlerinde yangın durdurma zonları ve su havuzları gibi altyapılarla yangının kontrol altına alınmasını kolaylaştırıyor. Son yangınlar, bize doğayla uyum içinde olmanın ne kadar hayati olduğunu gösterdi. Muğla'daki alevler, sadece ağaçları değil, yaban hayatını, arıları, kuşları, hatta toprağın altındaki canlılığı da yok etti. YARDOP, bu kaybı tersine çevirmek için bir yol haritası sunuyor.

Ama bu yol, sadece devletin ya da uzmanların değil, hepimizin ortak çabasıyla yürünebilecek bir yol. Orman köylüleri, yerel halk, sivil toplum kuruluşları, öğrenciler, hatta şehirde yaşayan bizler… Hepimiz bu sürecin bir parçası olabiliriz. Mesela, bir fidan dikim etkinliğine katılmak, bir köydeki rehabilitasyon çalışmasına destek olmak ya da sadece çevremize yangın önleme bilincini yaymak bile fark yaratır. Çünkü ormanlar, hiçbir siyasi görüşün tekelinde değil; onlar hepimizin mirası.

YARDOP'un başarısı, toplumsal dayanışmaya bağlı. Antalya Serik'te 2008'de başlayan pilot uygulamalar, yerel halkın katılımıyla güçlendi. Köylüler, kendi elleriyle diktikleri fidanların büyüdüğünü görünce, ormana sahip çıkma duygusu da büyüdü. Bugün, benzer bir dayanışmayı ülke çapında görmek zorundayız.

Yangınlar, ne yazık ki bir Türkiye gerçeği. Her yıl binlerce hektar orman kül oluyor. Ama bu felaketi bir kader gibi kabul etmek yerine, YARDOP gibi bilimsel ve sürdürülebilir çözümlerle doğaya ikinci bir şans verebiliriz. Bunun için ne bir partiye ne de bir ideolojiye ihtiyacımız var; ihtiyacımız olan tek şey, ortak bir amaç için bir araya gelmek.

Peki, biz ne yapabiliriz?

Öncelikle, yangın önleme konusunda bilinçlenelim. Piknik ateşinden sigara izmaritine, küçük ihmallerin büyük felaketlere yol açtığını unutmayalım.

İkincisi, YARDOP gibi projelere destek verelim. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerle iş birliği yaparak bu projelerin yaygınlaşmasını sağlayabiliriz. Mesela, bir mahalle derneği olarak fidan dikim kampanyası düzenleyebilir, öğrencilerle ormanları koruma atölyeleri yapabiliriz.

Üçüncüsü, doğaya saygıyı günlük hayatımıza taşıyalım. Daha az tüketerek, geri dönüşümle ve çevre dostu alışkanlıklarla ormanlarımıza sahip çıkabiliriz. Her birimiz bir tohum ekersek, yarın yeşil bir Türkiye'ye uyanabiliriz.

YARDOP, sadece bir proje değil; bir umut, bir sorumluluk, bir yaşam biçimi. Yangınların küllerinden doğan bu çaba, hepimizin elinde filizlenebilir.

Gelin, siyasi tartışmaları bir kenara bırakıp ormanlarımız için, çocuklarımız için, gezegenimiz için el ele verelim. Çünkü ormanlar yanarsa, hepimiz nefessiz kalırız. Bu yüzden, YARDOP'u desteklemek, sadece bir görev değil, bir sevgi eylemi.

Haydi, doğamıza sahip çıkalım!

Ant Gökçek, 3 Ağustos 2025 - Vilnius

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC

  A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC It was a sweltering summer day in December 1963 in Cyprus. In the Tahtakale neighborhood of Nicosia, Grandma Ayşe was baking bread for her grandchildren that morning. In the small courtyard of her home, under the shade of olive trees, the laughter of her children echoed. But this peace was soon to be shattered by the bloody shadow of the EOKA-B militants. In those dark days of 1963, the Rum’s dream of Enosis—the unification of Cyprus with Greece—had turned Turkish villages into a living hell. EOKA-B had set out to systematically annihilate the Turkish population. Grandma Ayşe’s neighbor, a young teacher named Mehmet, was abducted by EOKA-B militants while returning home that night. The next morning, his lifeless body was found in a field outside the village, his hands bound, his body riddled with bullets. This was just the beginning. During the infamous  Blo...

Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery

  Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery   Turkey is being distracted by artificial agendas amidst economic misery. Official inflation has exceeded seventy percent, but the reality felt in the streets, markets, and stores is far worse. A kilo of meat costs nearly half the minimum wage, leaving people unable to afford basic necessities. Historically, the Ottoman Empire’s final days were no different: while the palace dreamed of “ruling the world,” the people grappled with hunger and poverty. Today, those who parade fantasies like the “Ottoman model” or “United States of Turkey” are repeating the same mistakes. Bahçeli’s remarks about Öcalan, suggestions of “one Alevi, one Kurdish vice president,” and federation debates are all distractions, stealing attention from the people’s bread, jobs, and future. In times of crisis, history shows that rulers either invent external enemies or stoke nationalist fervor to diffuse public anger. In the nineteenth century, Ottoman “refor...

Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz?

  Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz? Dün, Irak’ın Süleymaniye kırsalındaki Casene Mağarası’nda, PKK’lı bir grup teröristin sembolik bir törenle Kalaşnikoflarını yakarak silah bıraktığı haberi gündeme düştü. 27 adet Kalaşnikof, bir M249, bir keskin nişancı tüfeği ve bir RPG’nin imha edildiği bu tören, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı altında, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki açıklamasına dayandırıldı. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı bu olay, bazılarınca tarihi bir adım olarak alkışlanırken, Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihine bakıldığında, bu sembolik jestin samimiyeti sorgulanmadan geçilemez. Çünkü bu Kalaşnikoflar, Türkiye’nin kanayan yaralarının sembolü. Peki, biz bu Kalaşnikofları nereden tanıyoruz? Ve bu teröristlere gerçekten güvenebilir miyiz? Kalaşnikof’un Kanlı Tarihi Kalaşnikof, basit, dayanıklı ve ucuz olmasıyla dünya çapında terörist grupların vazgeçilmez silahı oldu. PKK’nın 1978’deki kuruluşundan bu yana, bu silahlar Türkiye’nin dört bir yanı...