Ana içeriğe atla

Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz?

 

Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz?

Dün, Irak’ın Süleymaniye kırsalındaki Casene Mağarası’nda, PKK’lı bir grup teröristin sembolik bir törenle Kalaşnikoflarını yakarak silah bıraktığı haberi gündeme düştü. 27 adet Kalaşnikof, bir M249, bir keskin nişancı tüfeği ve bir RPG’nin imha edildiği bu tören, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı altında, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki açıklamasına dayandırıldı. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı bu olay, bazılarınca tarihi bir adım olarak alkışlanırken, Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihine bakıldığında, bu sembolik jestin samimiyeti sorgulanmadan geçilemez. Çünkü bu Kalaşnikoflar, Türkiye’nin kanayan yaralarının sembolü. Peki, biz bu Kalaşnikofları nereden tanıyoruz? Ve bu teröristlere gerçekten güvenebilir miyiz?

Kalaşnikof’un Kanlı Tarihi

Kalaşnikof, basit, dayanıklı ve ucuz olmasıyla dünya çapında terörist grupların vazgeçilmez silahı oldu. PKK’nın 1978’deki kuruluşundan bu yana, bu silahlar Türkiye’nin dört bir yanında masum insanların hayatına mal oldu. İşte bu Kalaşnikofların gölgesindeki bazı acı olaylar:

  • 1979 Bucak Aşireti Saldırısı: PKK’nın ilk ses getiren eylemlerinden biri, Siverek’te Bucak aşiretine yönelik silahlı saldırıydı. Kalaşnikoflarla donanmış militanlar, dönemin Adalet Partisi milletvekili Mehmet Celal Bucak’ı hedef aldı. Bu saldırı, örgütün bölge halkına korku salma stratejisinin ilk adımıydı.

  • 1984 Eruh ve Şemdinli Baskınları: PKK, 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de düzenlediği saldırılarla topyekûn silahlı mücadelesini başlattı. Kalaşnikoflarla donatılmış militanlar, karakollara saldırarak askerleri ve sivilleri hedef aldı. Bu olaylar, Türkiye’yi on yıllarca sürecek bir çatışma dönemine soktu.

  • 1993 Bingöl Katliamı: PKK’nın en kanlı eylemlerinden biri, Bingöl’de silahsız 33 askerin Kalaşnikoflarla taranarak şehit edilmesiydi. Örgüt, bu katliamı “savaşın gereği” olarak savunurken, Türkiye yasa boğuldu.

  • 2015-2016 Hendek Operasyonları: Şehir merkezlerinde kazılan hendeklerde, PKK’lı teröristlerin Kalaşnikoflarla güvenlik güçlerine ve sivillere ateş açtığı olaylar, yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Diyarbakır, Şırnak ve Cizre’deki bu çatışmalar, şehirleri savaş alanına çevirdi.

  • Kobani Olayları (2014): PKK sempatizanlarının düzenlediği gösteriler sırasında, Kalaşnikoflarla gerçekleştirilen saldırılarda onlarca sivil hayatını kaybetti. Örgüt, bu olaylarda da masum kanı dökmekten çekinmedi.

Bu Kalaşnikoflar, sadece birer silah değil; on binlerce asker, polis ve sivilin hayatına mal olan bir terör sembolü. Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına göre, PKK’nın Kürt köylülere işkence yaptığı, rehin aldığı ve “işbirlikçi” diye suçlayarak infaz ettiği olaylarda da bu silahlar kullanıldı.

Sembolik Silah Bırakma: Samimi mi, Taktik mi?

Dün Süleymaniye’de gerçekleştirilen tören, PKK’nın 12 Mayıs 2025’te aldığı fesih ve silah bırakma kararının bir uzantısı olarak sunuldu. Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına atıfta bulunan örgüt, 27 Kalaşnikof’u yakarak “iyi niyet” mesajı vermeye çalıştı. Ancak, bu törenin detayları ve zamanlaması, samimiyetten çok bir siyasi taktik izlenimi uyandırıyor.

X platformunda paylaşılan bilgilere göre, yakılan silahların bir kısmı yeni veya boş çıktı. Ayrıca, törende ABD menşeli silahların yer almaması dikkat çekti. PKK’nın cephaneliğinde Sovyet dönemi Kalaşnikofların yanı sıra NATO ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ele geçirilen M16/M4 tüfekleri, RPG’ler ve hatta insansız hava araçları gibi gelişmiş silahlar bulunuyor. 27 Kalaşnikof’un yakılması, örgütün cephaneliğinin sadece sembolik bir parçası. Örgütün, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı ve kara para aklama gibi faaliyetlerle finanse ettiği bu cephaneliği gerçekten terk edeceğine inanmak, Türkiye’nin 40 yıllık terörle mücadele tarihine bakıldığında zor.

Üstelik, PKK’nın silah bırakma açıklamaları daha önce de defalarca yapıldı. 1993, 1998, 2013 gibi yıllarda ilan edilen ateşkesler, genellikle yeni saldırılarla bozuldu. 2015’te çözüm sürecinin çökmesiyle, PKK’nın Kalaşnikofları yeniden konuşmaya başladı. Örgütün “stratejik savunma” ve “silahlı propaganda” gibi taktikleri, bu tür jestlerin genellikle siyasi bir manevra olduğunu gösteriyor.

Güven Sorunu: Öcalan ve DEM Parti Denklemi

PKK’nın silah bırakma törenine DEM Parti eş genel başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın da katılması, sürecin siyasi boyutunu gözler önüne seriyor. Öcalan’ın çağrısıyla başlayan bu süreç, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan TBMM’de konuşsun” önerisiyle hız kazandı. Ancak, bu işbirliği, örgütün “anayasal güvence” ve “Öcalan’a özgürlük” talepleriyle gölgeleniyor. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat, törende yaptığı açıklamada, sürecin başarısı için “yasal ve anayasal düzenlemeler” gerektiğini vurguladı.

Bu talepler, PKK’nın silah bırakmasının bir bedeli olduğunu düşündürüyor. Öcalan’ın serbest bırakılması veya PKK hükümlülerine af gibi adımlar, Türkiye kamuoyunda “teröre taviz” olarak algılanabilir. Üstelik, örgütün geçmişte çocukları silahlandırdığı, sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı ve köy korucularını “hain” diye hedef aldığı biliniyor. Bu Kalaşnikofların gölgesinde büyüyen nesiller, barışa değil, acıya tanık oldu.

Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz?

Dün, Irak’ın Süleymaniye kırsalındaki Casene Mağarası’nda, PKK’lı bir grup teröristin sembolik bir törenle Kalaşnikoflarını yakarak silah bıraktığı haberi gündeme düştü. 27 adet Kalaşnikof, bir M249, bir keskin nişancı tüfeği ve bir RPG’nin imha edildiği bu tören, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı altında, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki açıklamasına dayandırıldı. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı bu olay, bazılarınca tarihi bir adım olarak alkışlanırken, Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihine bakıldığında, bu sembolik jestin samimiyeti sorgulanmadan geçilemez. Çünkü bu Kalaşnikoflar, Türkiye’nin kanayan yaralarının sembolü. Peki, biz bu Kalaşnikofları nereden tanıyoruz? Ve bu teröristlere gerçekten güvenebilir miyiz?

Kalaşnikof’un Kanlı Tarihi

Kalaşnikof, basit, dayanıklı ve ucuz olmasıyla dünya çapında terörist grupların vazgeçilmez silahı oldu. PKK’nın 1978’deki kuruluşundan bu yana, bu silahlar Türkiye’nin dört bir yanında masum insanların hayatına mal oldu. İşte bu Kalaşnikofların gölgesindeki bazı acı olaylar:

  • 1979 Bucak Aşireti Saldırısı: PKK’nın ilk ses getiren eylemlerinden biri, Siverek’te Bucak aşiretine yönelik silahlı saldırıydı. Kalaşnikoflarla donanmış militanlar, dönemin Adalet Partisi milletvekili Mehmet Celal Bucak’ı hedef aldı. Bu saldırı, örgütün bölge halkına korku salma stratejisinin ilk adımıydı.

  • 1984 Eruh ve Şemdinli Baskınları: PKK, 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli’de düzenlediği saldırılarla topyekûn silahlı mücadelesini başlattı. Kalaşnikoflarla donatılmış militanlar, karakollara saldırarak askerleri ve sivilleri hedef aldı. Bu olaylar, Türkiye’yi on yıllarca sürecek bir çatışma dönemine soktu.

  • 1993 Bingöl Katliamı: PKK’nın en kanlı eylemlerinden biri, Bingöl’de silahsız 33 askerin Kalaşnikoflarla taranarak şehit edilmesiydi. Örgüt, bu katliamı “savaşın gereği” olarak savunurken, Türkiye yasa boğuldu.

  • 2015-2016 Hendek Operasyonları: Şehir merkezlerinde kazılan hendeklerde, PKK’lı teröristlerin Kalaşnikoflarla güvenlik güçlerine ve sivillere ateş açtığı olaylar, yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Diyarbakır, Şırnak ve Cizre’deki bu çatışmalar, şehirleri savaş alanına çevirdi.

  • Kobani Olayları (2014): PKK sempatizanlarının düzenlediği gösteriler sırasında, Kalaşnikoflarla gerçekleştirilen saldırılarda onlarca sivil hayatını kaybetti. Örgüt, bu olaylarda da masum kanı dökmekten çekinmedi.

Bu Kalaşnikoflar, sadece birer silah değil; on binlerce asker, polis ve sivilin hayatına mal olan bir terör sembolü. Uluslararası Af Örgütü’nün raporlarına göre, PKK’nın Kürt köylülere işkence yaptığı, rehin aldığı ve “işbirlikçi” diye suçlayarak infaz ettiği olaylarda da bu silahlar kullanıldı.

Sembolik Silah Bırakma: Samimi mi, Taktik mi?

Dün Süleymaniye’de gerçekleştirilen tören, PKK’nın 12 Mayıs 2025’te aldığı fesih ve silah bırakma kararının bir uzantısı olarak sunuldu. Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısına atıfta bulunan örgüt, 27 Kalaşnikof’u yakarak “iyi niyet” mesajı vermeye çalıştı. Ancak, bu törenin detayları ve zamanlaması, samimiyetten çok bir siyasi taktik izlenimi uyandırıyor.

X platformunda paylaşılan bilgilere göre, yakılan silahların bir kısmı yeni veya boş çıktı. Ayrıca, törende ABD menşeli silahların yer almaması dikkat çekti. PKK’nın cephaneliğinde Sovyet dönemi Kalaşnikofların yanı sıra NATO ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ele geçirilen M16/M4 tüfekleri, RPG’ler ve hatta insansız hava araçları gibi gelişmiş silahlar bulunuyor. 27 Kalaşnikof’un yakılması, örgütün cephaneliğinin sadece sembolik bir parçası. Örgütün, uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı ve kara para aklama gibi faaliyetlerle finanse ettiği bu cephaneliği gerçekten terk edeceğine inanmak, Türkiye’nin 40 yıllık terörle mücadele tarihine bakıldığında zor.

Üstelik, PKK’nın silah bırakma açıklamaları daha önce de defalarca yapıldı. 1993, 1998, 2013 gibi yıllarda ilan edilen ateşkesler, genellikle yeni saldırılarla bozuldu. 2015’te çözüm sürecinin çökmesiyle, PKK’nın Kalaşnikofları yeniden konuşmaya başladı. Örgütün “stratejik savunma” ve “silahlı propaganda” gibi taktikleri, bu tür jestlerin genellikle siyasi bir manevra olduğunu gösteriyor.

Güven Sorunu: Öcalan ve DEM Parti Denklemi

PKK’nın silah bırakma törenine DEM Parti eş genel başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın da katılması, sürecin siyasi boyutunu gözler önüne seriyor. Öcalan’ın çağrısıyla başlayan bu süreç, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan TBMM’de konuşsun” önerisiyle hız kazandı. Ancak, bu işbirliği, örgütün “anayasal güvence” ve “Öcalan’a özgürlük” talepleriyle gölgeleniyor. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat, törende yaptığı açıklamada, sürecin başarısı için “yasal ve anayasal düzenlemeler” gerektiğini vurguladı.

Bu talepler, PKK’nın silah bırakmasının bir bedeli olduğunu düşündürüyor. Öcalan’ın serbest bırakılması veya PKK hükümlülerine af gibi adımlar, Türkiye kamuoyunda “teröre taviz” olarak algılanabilir. Üstelik, örgütün geçmişte çocukları silahlandırdığı, sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı ve köy korucularını “hain” diye hedef aldığı biliniyor. Bu Kalaşnikofların gölgesinde büyüyen nesiller, barışa değil, acıya tanık oldu.

Sonuç: Kalaşnikoflar Yanar, Ama Güven Yanmaz

Süleymaniye’deki sembolik tören, belki bazılarını umutlandırdı. Ancak, biz bu Kalaşnikofları çok iyi tanıyoruz. Onlar, Eruh’ta, Bingöl’de, Şırnak’ta masumların canını alan silahlar. Onlar, Türkiye’nin dört bir yanına korku ve gözyaşı eken teröristlerin elinde birer ölüm makinesi. PKK’nın 27 Kalaşnikof’u yakması, belki bir başlangıç, ama asla bir son değil. Örgütün geçmişteki sözleri, ateşkes ihlalleri ve kanlı eylemleri, bu sembolik jestin samimiyetini sorgulatıyor.

Türkiye, terörsüz bir geleceğe yürümek istiyorsa, bu tür törenlere değil, somut ve şeffaf adımlara ihtiyaç var. PKK’nın cephaneliğini tamamen teslim etmesi, Öcalan’ın “barış” çağrılarının siyasi pazarlıklara dönüşmemesi ve DEM Parti’nin bu süreçteki rolünün netleşmesi şart. Aksi takdirde, bu Kalaşnikoflar yeniden konuşabilir. Ve biz, bu silahların sesini unutmadık.

Sizce, bu sembolik adım barışa mı hizmet edecek, yoksa yeni bir taktiğin parçası mı?: Kalaşnikoflar Yanar, Ama Güven Yanmaz

Süleymaniye’deki sembolik tören, belki bazılarını umutlandırdı. Ancak, biz bu Kalaşnikofları çok iyi tanıyoruz. Onlar, Eruh’ta, Bingöl’de, Şırnak’ta masumların canını alan silahlar. Onlar, Türkiye’nin dört bir yanına korku ve gözyaşı eken teröristlerin elinde birer ölüm makinesi. PKK’nın 27 Kalaşnikof’u yakması, belki bir başlangıç, ama asla bir son değil. Örgütün geçmişteki sözleri, ateşkes ihlalleri ve kanlı eylemleri, bu sembolik jestin samimiyetini sorgulatıyor.

Türkiye, terörsüz bir geleceğe yürümek istiyorsa, bu tür törenlere değil, somut ve şeffaf adımlara ihtiyaç var. PKK’nın cephaneliğini tamamen teslim etmesi, Öcalan’ın “barış” çağrılarının siyasi pazarlıklara dönüşmemesi ve DEM Parti’nin bu süreçteki rolünün netleşmesi şart. Aksi takdirde, bu Kalaşnikoflar yeniden konuşabilir. Ve biz, bu silahların sesini unutmadık.

Sizce, bu sembolik adım barışa mı hizmet edecek, yoksa yeni bir taktiğin parçası mı?

Ant Gökçek, 12 Temmuz 2025 - Vilnius

Yorumlar

  1. Ne güzel bir süpriz böyle? Görüşlerini yazıyla paylaşman çok iyi olmuş. Benzer soru ve endişeler beni de düşündürüyor açıkçası...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC

  A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC It was a sweltering summer day in December 1963 in Cyprus. In the Tahtakale neighborhood of Nicosia, Grandma Ayşe was baking bread for her grandchildren that morning. In the small courtyard of her home, under the shade of olive trees, the laughter of her children echoed. But this peace was soon to be shattered by the bloody shadow of the EOKA-B militants. In those dark days of 1963, the Rum’s dream of Enosis—the unification of Cyprus with Greece—had turned Turkish villages into a living hell. EOKA-B had set out to systematically annihilate the Turkish population. Grandma Ayşe’s neighbor, a young teacher named Mehmet, was abducted by EOKA-B militants while returning home that night. The next morning, his lifeless body was found in a field outside the village, his hands bound, his body riddled with bullets. This was just the beginning. During the infamous  Blo...

Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery

  Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery   Turkey is being distracted by artificial agendas amidst economic misery. Official inflation has exceeded seventy percent, but the reality felt in the streets, markets, and stores is far worse. A kilo of meat costs nearly half the minimum wage, leaving people unable to afford basic necessities. Historically, the Ottoman Empire’s final days were no different: while the palace dreamed of “ruling the world,” the people grappled with hunger and poverty. Today, those who parade fantasies like the “Ottoman model” or “United States of Turkey” are repeating the same mistakes. Bahçeli’s remarks about Öcalan, suggestions of “one Alevi, one Kurdish vice president,” and federation debates are all distractions, stealing attention from the people’s bread, jobs, and future. In times of crisis, history shows that rulers either invent external enemies or stoke nationalist fervor to diffuse public anger. In the nineteenth century, Ottoman “refor...