Ana içeriğe atla

“Yurtta sulh, cihanda sulh.”

 “Yurtta sulh, cihanda sulh.”

Atatürk’ün bu sözü, sadece bir slogan değil, bir devlet aklıydı. Osmanlı’nın yüzyıllar süren fetihçi politikaları, geniş topraklar kazandırırken, savaşların yükü devleti ve toplumu tüketmişti. Atatürk, bu gerçeği gördü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken bambaşka bir vizyon koydu ortaya:

Savaş değil, barış; fetih değil, kalkınma.

Peki, bunu nasıl yaptı?

Atatürk, diplomasiyi fetihlerin önüne koydu. Lozan Antlaşması’nda, masada akıl ve mantıkla mücadele ederek genç Cumhuriyet’in sınırlarını ve bağımsızlığını güvence altına aldı. Silahla değil, müzakereyle. Dış politikada, komşularla iyi ilişkiler kurmayı hedefledi; Sadabad Paktı ve Balkan Antantı gibi anlaşmalarla, çevresinde bir barış çemberi oluşturdu.

İçerde ise, eğitimi ve bilimi merkeze aldı. Köy Enstitüleri’ni kurarak, halkın aydınlanmasını hedefledi. Üniversite reformlarıyla, modern bilim dünyasına kapı açtı. “Biz medeniyetten, ilim ve fenden kuvvet alıyoruz,” derken, Türk milletinin savaş meydanlarında değil, laboratuvarlarda, sınıflarda, fabrikalarda yükselmesini istiyordu. Bu, onun çağdaşlık vizyonuydu: Akla dayalı, üretken ve barışçı bir toplum.

Bugün, özellikle Suriye ve Orta Doğu’daki kaos, Türkiye’yi yeniden savaş bataklığına çekme riski taşıyor. Bu, Atatürk’ün mirasına aykırı bir tuzak. Orta Doğu’nun bitmeyen çatışmaları, vekâlet savaşları ve emperyal oyunlar, Türkiye’yi hem ekonomik hem manevi olarak yıpratır. Suriye’deki kaosa müdahil olmak, kaynaklarımızı tüketir, gençlerimizi tehlikeye atar ve iç barışımıza zarar verir. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, tam da bu yüzden bugün daha anlamlı. Savaşın değil, diplomasinin peşinde olmalıyız. Bölgedeki istikrarsızlığa çözüm, daha fazla silah değil, akılcı politikalar ve güçlü bir ekonomi.

Evet, Türkiye bugün bilim ve teknoloji yarışında uluslararası toplumda geride kalmış durumda. Ama bu, telafi edilemez bir eksiklik değil. Atatürk’ün yol haritası hâlâ geçerli: Eğitim, bilim ve teknolojiye yatırım. Üniversitelerimizi özerk ve üretken hale getirmeliyiz. Gençlerimizi kodlama, yapay zeka, yenilenebilir enerji gibi alanlarda dünya lideri yapacak projelere odaklanmalıyız. Mesela, Güney Kore’nin teknoloji devrimini düşünün; 1960’larda bizden gerideydi, ama eğitime ve Ar-Ge’ye yatırımla bugün dünyada söz sahibi. Türkiye, savunma sanayisindeki yerli hamlelerle zaten bunu başarabileceğini gösterdi. TÜBİTAK’ı güçlendirerek, start-up ekosistemini destekleyerek, bilimi popülerleştirecek adımlar atarak bu açığı kapatabiliriz. Atatürk’ün çağdaşlık hayali, fetihle değil, akılla ve çalışmayla inşa edilir. 

Orta Doğu’nun kaosuna kapılmak yerine, enerjimizi bilime, eğitime ve üretime harcamalıyız. Düşünsenize, bir Türk gencinin geliştirdiği yapay zeka dünyayı değiştirse, bu, bin fetihten daha büyük bir zafer olmaz mı? İşte esas yol bu: Atatürk’ün işaret ettiği, ilim ve fenle yükselen bir Türkiye.

Ant Gökçek, 26 Temmuz 2025 - Vilnius

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC

  A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC It was a sweltering summer day in December 1963 in Cyprus. In the Tahtakale neighborhood of Nicosia, Grandma Ayşe was baking bread for her grandchildren that morning. In the small courtyard of her home, under the shade of olive trees, the laughter of her children echoed. But this peace was soon to be shattered by the bloody shadow of the EOKA-B militants. In those dark days of 1963, the Rum’s dream of Enosis—the unification of Cyprus with Greece—had turned Turkish villages into a living hell. EOKA-B had set out to systematically annihilate the Turkish population. Grandma Ayşe’s neighbor, a young teacher named Mehmet, was abducted by EOKA-B militants while returning home that night. The next morning, his lifeless body was found in a field outside the village, his hands bound, his body riddled with bullets. This was just the beginning. During the infamous  Blo...

Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery

  Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery   Turkey is being distracted by artificial agendas amidst economic misery. Official inflation has exceeded seventy percent, but the reality felt in the streets, markets, and stores is far worse. A kilo of meat costs nearly half the minimum wage, leaving people unable to afford basic necessities. Historically, the Ottoman Empire’s final days were no different: while the palace dreamed of “ruling the world,” the people grappled with hunger and poverty. Today, those who parade fantasies like the “Ottoman model” or “United States of Turkey” are repeating the same mistakes. Bahçeli’s remarks about Öcalan, suggestions of “one Alevi, one Kurdish vice president,” and federation debates are all distractions, stealing attention from the people’s bread, jobs, and future. In times of crisis, history shows that rulers either invent external enemies or stoke nationalist fervor to diffuse public anger. In the nineteenth century, Ottoman “refor...

Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz?

  Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz? Dün, Irak’ın Süleymaniye kırsalındaki Casene Mağarası’nda, PKK’lı bir grup teröristin sembolik bir törenle Kalaşnikoflarını yakarak silah bıraktığı haberi gündeme düştü. 27 adet Kalaşnikof, bir M249, bir keskin nişancı tüfeği ve bir RPG’nin imha edildiği bu tören, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı altında, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki açıklamasına dayandırıldı. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı bu olay, bazılarınca tarihi bir adım olarak alkışlanırken, Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihine bakıldığında, bu sembolik jestin samimiyeti sorgulanmadan geçilemez. Çünkü bu Kalaşnikoflar, Türkiye’nin kanayan yaralarının sembolü. Peki, biz bu Kalaşnikofları nereden tanıyoruz? Ve bu teröristlere gerçekten güvenebilir miyiz? Kalaşnikof’un Kanlı Tarihi Kalaşnikof, basit, dayanıklı ve ucuz olmasıyla dünya çapında terörist grupların vazgeçilmez silahı oldu. PKK’nın 1978’deki kuruluşundan bu yana, bu silahlar Türkiye’nin dört bir yanı...