Ana içeriğe atla

İkinci Trump Dönemi: Amerikan Ekonomisi ve Küresel Perspektif

 

İkinci Trump Dönemi: Amerikan Ekonomisi ve Küresel Perspektif

Giriş: Yeni Bir Dönem mi, Yoksa Tekrar mı?

Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemi, 20 Ocak 2025’te resmen başladı ve Amerikan ekonomisi, hem iç dinamikler hem de küresel etkiler açısından yoğun bir tartışma konusu. İlk döneminde “Önce Amerika” sloganıyla korumacı politikaları benimseyen Trump, ikinci döneminde de gümrük vergileri, vergi indirimleri ve Federal Rezerv’e (Fed) yönelik baskılarla dikkat çekiyor. Ancak, bu politikaların halkın cebine yansıması, Covid-19 sonrası ekonomik toparlanma süreciyle kıyaslandığında karmaşık bir tablo sunuyor. Enflasyonun yükselişi, Fed üzerindeki faiz indirimi baskısı ve ara seçimler öncesi siyasi manevralar, Trump’ın ekonomi politikalarının ne kadar sürdürülebilir olduğunu sorgulatıyor. Bu yazıda, soğuk savaş döneminden bugüne Amerikan ekonomisinin dönüm noktalarını inceleyerek, Trump’ın ikinci dönemini tarihsel bir perspektifte değerlendireceğiz.

Soğuk Savaş’tan Günümüze Amerikan Ekonomisi: Dönüm Noktaları

Amerikan ekonomisi, 20. yüzyılın ortalarından itibaren küresel hegemonyanın temel taşı oldu. Soğuk Savaş döneminde, 1950’li yıllarda, GSYİH büyümesi yıllık %10’ları aşarken, sanayi üretimi ve teknolojik yenilikler, ABD’yi küresel lider konumuna taşıdı. Bu dönemde, Bretton Woods sistemiyle dolar, altın standardına bağlı rezerv para birimi olarak küresel ticareti domine etti. Ancak, 1971’de Nixon’ın altın standardını kaldırması, doların değerini dalgalanmaya açtı ve bu, 1970’lerde stagflasyon krizine yol açtı. 1980’lerde Reagan’ın vergi indirimleri ve deregülasyon politikaları, ekonomik büyümeyi canlandırdı, ancak bütçe açıklarını artırarak uzun vadeli borç yükünü büyüttü.

2000’li yıllarda, dot-com balonu ve 2008 mali krizi, Amerikan ekonomisinin kırılganlıklarını ortaya koydu. 2008 krizi, Fed’in düşük faiz politikalarını ve niceliksel genişlemeyi devreye sokmasıyla sonuçlandı, bu da ekonomiyi toparlasa da gelir eşitsizliğini artırdı. Covid-19 pandemisi ise 2020’de ekonomiyi %30’dan fazla daraltarak tarihi bir çöküşe neden oldu. Biden döneminde, 2021-2024 yılları arasında tüketici harcamaları ve altyapı yatırımlarıyla toparlanma yaşansa da, enflasyon 2022’de %9’lara ulaşarak hanehalkı alım gücünü zorladı.

Trump’ın İlk Dönemi: Parlaklık mı, Gölge mi?

Trump’ın 2017-2021 arasındaki ilk dönemi, pandemi öncesi ve sonrası olarak iki farklı evrede değerlendirilebilir. Pandemi öncesinde, 2017 vergi reformu, kurumlar vergisini %35’ten %21’e indirerek şirket kârlarını artırdı ve işsizlik oranını %3,5’le tarihi düşük seviyelere çekti. Gerçek ücretler (enflasyona göre düzeltilmiş) %2,1 oranında arttı, ancak bu, Obama dönemindeki %2,4’lük artışın gerisindeydi. Yoksulluk oranları %10,5’e geriledi, ancak siyah Amerikalılar arasında %18,8’lik yoksulluk oranı, eşitsizliklerin devam ettiğini gösteriyordu.

Pandemi, bu olumlu tabloyu tersine çevirdi. 2020’nin ikinci çeyreğinde ekonomi %30’dan fazla daraldı ve işsizlik %14,7’ye fırladı. Trump’ın teşvik paketleri ve Fed’in 1,5 trilyon dolarlık likidite enjeksiyonu, piyasaları stabilize etse de, düşük gelirli haneler iş kayıplarından orantısız şekilde etkilendi. Ortalama saatlik ücretlerdeki artış, büyük ölçüde düşük gelirli çalışanların işlerini kaybetmesiyle açıklanıyordu. Covid sonrası toparlanma, Biden döneminde devam etti; 2024’te GSYİH büyümesi %2,8 olarak kaydedildi.

İkinci Trump Dönemi: Enflasyon, Tarifeler ve Fed Baskısı

2025’te başlayan ikinci Trump dönemi, yüksek enflasyon ve korumacı politikalarla şekilleniyor. Haziran 2025’te enflasyon %2,7’ye ulaşarak Fed’in %2 hedefini aştı. Trump’ın gümrük vergileri, özellikle Çin, Kanada ve Meksika’ya uygulanan %10-25’lik tarifeler, ithal malların fiyatlarını artırarak enflasyonu körükledi. Yale Üniversitesi’nin analizi, bu tarifelerin hanehalkı başına yıllık 3.800 dolar ek maliyet getirdiğini öngörüyor. Örneğin, otomobil ithalatına %25 vergi, bazı modellerde 20.000 dolar fiyat artışı anlamına geliyor.

Trump’ın Fed’e faiz indirimi baskısı, ara seçimler öncesi halkın cebini rahatlatma çabası gibi görünüyor. Haziran 2025’te, Trump, Fed’in faizleri “tam puan” düşürmesini talep etti, ancak Fed, %4,25-4,50 bandını korudu. Fed Başkanı Jerome Powell, tarifelerin enflasyonist baskıyı artırabileceğini ve faiz indirimlerini erteleyebileceğini belirtti. Bu durum, Trump’ın politikalarının kısa vadeli siyasi kazançlar için mi, yoksa uzun vadeli ekonomik istikrar için mi tasarlandığı sorusunu gündeme getiriyor.

Ekonomistler, Trump’ın vergi indirimleri ve deregülasyon vaatlerinin ekonomik büyümeyi kısa vadede canlandırabileceğini, ancak bütçe açığını artırarak uzun vadede risk oluşturabileceğini belirtiyor. Vergi Vakfı’na göre, bu politikalar 10 yılda 3 trilyon dolar ek borç yaratabilir. Ayrıca, göçmen sınır dışı etme politikaları, tarım ve inşaat gibi sektörlerde işgücü kıtlığına yol açarak ücret enflasyonunu tetikleyebilir.

Tarihsel Karşılaştırma: Trump ve Reagan’ın Gölgesi

Trump’ın ikinci dönemi, Reagan’ın 1980’lerdeki korumacı ve vergi indirimi odaklı politikalarına benziyor. Reagan dönemi, ekonomik büyümeyi canlandırdı, ancak bütçe açıklarını artırarak 1990’larda mali sorunlara yol açtı. Trump’ın tarifeleri, 1930’lardaki Smoot-Hawley Tarife Yasası’na da benzetiliyor; bu yasa, küresel ticareti daraltarak Büyük Buhran’ı derinleştirmişti. Bugün, Çin’in %34’lük misilleme tarifeleri, yeni bir ticaret savaşının sinyallerini veriyor.

Soğuk Savaş döneminde doların rezerv para statüsü, ABD’ye borçlanma avantajı sağlıyordu. Ancak, Trump’ın zayıf dolar politikası, bu statüyü riske atabilir. Ekonomist Barry Eichengreen, doların küresel güven kaybının “göz açıp kapayıncaya kadar” gerçekleşebileceğini uyarıyor. Bu, 1970’lerdeki Bretton Woods çöküşüne benzer bir kırılma noktası yaratabilir.

Halkın Cebine Yansıması: Gerçekler ve Algılar

Covid sonrası dönemde, Biden’ın teşvik paketleri ve altyapı yatırımları, hanehalkı harcamalarını destekledi, ancak enflasyon alım gücünü eritti. Trump’ın ikinci döneminde, tarifeler nedeniyle fiyat artışları (örneğin, mobilya ve beyaz eşyada %10-20 artış) hanehalkını zorluyor. Vergi indirimleri, yüksek gelirli hanelere fayda sağlasa da, düşük gelirli kesimlerin tarifelerden kaynaklanan maliyet artışlarından daha fazla etkileneceği öngörülüyor. Tüketici güven endeksi, Mart 2025’te 57,9’a gerileyerek son iki yılın en düşük seviyesine indi.

Trump’ın Fed’e faiz indirimi baskısı, ara seçimler öncesi bir “göz boyama” hamlesi olarak değerlendirilebilir. Düşük faizler, kısa vadede borçlanma maliyetlerini azaltarak tüketici harcamalarını canlandırabilir, ancak enflasyonist baskılar nedeniyle Fed’in temkinli duruşu devam ediyor. Bu, Trump’ın siyasi popülaritesini artırma çabasının, ekonomik istikrarı riske atabileceği anlamına geliyor.

Sonuç: Kırılgan Bir Denge

İkinci Trump dönemi, Amerikan ekonomisini hem fırsatlar hem de risklerle dolu bir yola sokuyor. Tarihsel perspektifte, korumacı politikalar ve vergi indirimleri kısa vadeli büyümeyi desteklese de, uzun vadede enflasyon, bütçe açıkları ve küresel ticaret savaşları gibi riskler taşıyor. Soğuk Savaş’tan bu yana Amerikan ekonomisi, rezerv para statüsü ve teknolojik üstünlüğüyle liderliğini korudu, ancak Trump’ın politikaları bu avantajları zayıflatabilir. Halkın cebi, tarifelerin getirdiği maliyet artışlarından olumsuz etkilenirken, Fed’in bağımsızlığına yönelik baskılar, ekonomik istikrarı tehdit ediyor. Ara seçimler öncesi yapılan hamleler, kısa vadeli siyasi kazançlar sağlayabilir, ancak uzun vadeli ekonomik refah için daha rasyonel ve dengeli politikalar şart.


Ant Gökçek, 22 Temmuz 2025 - Vilnius

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC

  A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC It was a sweltering summer day in December 1963 in Cyprus. In the Tahtakale neighborhood of Nicosia, Grandma Ayşe was baking bread for her grandchildren that morning. In the small courtyard of her home, under the shade of olive trees, the laughter of her children echoed. But this peace was soon to be shattered by the bloody shadow of the EOKA-B militants. In those dark days of 1963, the Rum’s dream of Enosis—the unification of Cyprus with Greece—had turned Turkish villages into a living hell. EOKA-B had set out to systematically annihilate the Turkish population. Grandma Ayşe’s neighbor, a young teacher named Mehmet, was abducted by EOKA-B militants while returning home that night. The next morning, his lifeless body was found in a field outside the village, his hands bound, his body riddled with bullets. This was just the beginning. During the infamous  Blo...

Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery

  Turkey’s Real Enemy: Empty Rhetoric and Misery   Turkey is being distracted by artificial agendas amidst economic misery. Official inflation has exceeded seventy percent, but the reality felt in the streets, markets, and stores is far worse. A kilo of meat costs nearly half the minimum wage, leaving people unable to afford basic necessities. Historically, the Ottoman Empire’s final days were no different: while the palace dreamed of “ruling the world,” the people grappled with hunger and poverty. Today, those who parade fantasies like the “Ottoman model” or “United States of Turkey” are repeating the same mistakes. Bahçeli’s remarks about Öcalan, suggestions of “one Alevi, one Kurdish vice president,” and federation debates are all distractions, stealing attention from the people’s bread, jobs, and future. In times of crisis, history shows that rulers either invent external enemies or stoke nationalist fervor to diffuse public anger. In the nineteenth century, Ottoman “refor...

Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz?

  Biz Bu Kalaşnikofları Nereden Tanıyoruz? Dün, Irak’ın Süleymaniye kırsalındaki Casene Mağarası’nda, PKK’lı bir grup teröristin sembolik bir törenle Kalaşnikoflarını yakarak silah bıraktığı haberi gündeme düştü. 27 adet Kalaşnikof, bir M249, bir keskin nişancı tüfeği ve bir RPG’nin imha edildiği bu tören, “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı altında, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’teki açıklamasına dayandırıldı. DEM Parti yöneticilerinin de katıldığı bu olay, bazılarınca tarihi bir adım olarak alkışlanırken, Türkiye’nin acılarla dolu yakın tarihine bakıldığında, bu sembolik jestin samimiyeti sorgulanmadan geçilemez. Çünkü bu Kalaşnikoflar, Türkiye’nin kanayan yaralarının sembolü. Peki, biz bu Kalaşnikofları nereden tanıyoruz? Ve bu teröristlere gerçekten güvenebilir miyiz? Kalaşnikof’un Kanlı Tarihi Kalaşnikof, basit, dayanıklı ve ucuz olmasıyla dünya çapında terörist grupların vazgeçilmez silahı oldu. PKK’nın 1978’deki kuruluşundan bu yana, bu silahlar Türkiye’nin dört bir yanı...