Ana içeriğe atla

Dingil

 Dingil

Türk siyaseti, tarih boyunca sadece ateşli tartışmaları ve renkli karakterleriyle değil, aynı zamanda kürsüde ve koridorlarda uçuşan küfürler ve yumruklarla da anılmıştır. Meclis kürsüsü, bazen bir fikir arenası olmaktan çıkıp adeta bir sokak kavgası ringine dönüşmüştür. Son olarak, 2025’te Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, LGS sınavındaki şaibe iddialarına yanıt verirken “Gerizekalıya anlatır gibi tane tane anlatıyoruz, anlamıyorlar” demesi ve CHP’li Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in buna “Aha gerizekalıya anlatır gibi anlatıyorum, sen dingil!” cevabıyla karşılık vermesi, üslup düşüklüğünün güncel bir örneği oldu. Ama iş sadece sözle bitmiyor; Türk siyasetinde yumruklar, tekmeler de konuşuyor. Gelin, bu hicivli yolculukta, Türk siyasetinin küfürlü dil ve tekme-tokat kavgalarının tarihine bir göz atalım ve halkın bu tablodaki aynasını sorgulayalım: Acaba seçilmişlerimiz mi bizi yansıtıyor, yoksa bizler mi onları bu hale getiriyoruz?

Türk siyasetinde küfürlü üslup ve fiziksel kavgalar, ne yazık ki yeni bir icat değil. 1990’lardan bu yana, meclis kürsüsü bazen bir edebi tartışma platformu, bazen de mahalle kahvesinin hararetli muhabbet köşesi, hatta kimi zaman bir boks ringi gibiydi. Mesela, 1996’da dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın, TBMM’de muhalefete hitaben “Siz yavşaksınız, yavşak!” diye bağırdığı an, kürsünün nasıl bir sokak kavgası sahnesine dönüşebileceğinin kanıtıydı. Olay, tutanaklara geçti, gazeteler manşet attı, ama Yılmaz’ın bu çıkışı, ne ilk ne de son oldu.

2000’lere geldiğimizde, Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin meydanlarda birbirlerine “zürriyetsiz”, “şerefsiz” gibi ifadelerle hitap ettiği günler, sadece sözlü atışmalarla sınırlı kalmadı. Siyasetin ateşli atmosferi, kitleleri coştururken, “Devlet büyüklerimiz böyle konuşursa, biz ne yapalım?” dedirtti. Ama iş sadece sözle kalsa iyiydi. 2001’de, TBMM Genel Kurulu’nda DYP ve MHP milletvekilleri arasında yumruklu bir kavga patlak verdi. DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu, bu kavgada kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Bu olay, meclisin sadece sözlü değil, fiziksel kavgaların da ölümle sonuçlanabileceğini gösteren trajik bir örnekti.

2013’te CHP milletvekili Birgül Ayman Güler’in kürsüde “Türk ulusuyla Kürt milleti eşit olamaz” demesi, küfür olmasa da üslup olarak hayli tartışmalıydı. Kılıçdaroğlu’nun bu sözlere “Atatürk milliyetçiliği” savunusuyla arka çıkması, tartışmayı başka bir boyuta taşıdı. Ama iş fiziksel kavgaya gelince, 2014’te MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak ile AKP Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in tekme-tokat birbirine girmesi, meclisin ringe dönüştüğünün başka bir kanıtıydı. Sahte oy kullanıldığı iddiasıyla başlayan bu kavgada, Uzunırmak ve Şahin’in yüzlerinden kan aktı; bir milletvekiline uzaktan atılan cep telefonu bile yaralanmaya sebep oldu.

2023’te ise bütçe görüşmeleri sırasında AKP’li Zafer Işık’ın, İYİ Parti Trabzon Milletvekili Hüseyin Örs’e yumruk atması, Örs’ün kalp spazmı geçirerek hastaneye kaldırılmasıyla sonuçlandı. Örs’ün hayati tehlikesi olduğu haberi, meclis kavgalarının sadece bir “gösteri” olmadığını, ciddi sonuçlar doğurabileceğini bir kez daha gösterdi. Aynı yıl, MHP’li Celal Adan’ın, HEDEP milletvekillerine yönelik, mikrofonu kapalı sandığı bir anda sarf ettiği küfürler, tutanaklara geçmese de Meclis’in resmi videolarında yakalandı. Bu olay, “Kürsüde küfür, koridorda yumruk, Meclis’in geleneği mi oldu?” sorusunu akıllara getirdi.

2024’te Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi görüşmelerinde, TİP’li Ahmet Şık’ın AKP sıralarına “Sizde utanma yok, haysiyetiniz yok” demesiyle başlayan gerginlik, AKP’li Alpay Özalan’ın Şık’a yumruk atmasıyla tam bir kaosa dönüştü. DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in kaşı açıldı, yerler kan oldu. CHP’li Özgür Özel’in “Bu salonda çok şey gördüm, ama kan görmemiştim” sözleri, meclisin geldiği noktayı özetliyordu.

2025’e geldiğimizde, küfür meselesi yeniden alevlendi. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Gerizekalıya anlatır gibi” çıkışı ve CHP’li Mustafa Adıgüzel’in “Dingil!” cevabı, sözlü atışmaların hâlâ revaçta olduğunu gösterdi. Ama aynı yıl, AKP’nin maden yasa teklifine karşı çevrecilerin ve zeytin üreticilerinin salona alınmaması üzerine AKP ve CHP milletvekilleri arasında yumruklu bir kavga çıktı. Komisyon Başkanı Mustafa Varank ile CHP’li Orhan Sarıbal arasında itişmeler yaşandı, yumruklar havada uçuştu.

Peki, bu küfürler ve yumruklar neden bu kadar yaygın? Acaba siyasetçilerimiz, halkın içindeki öfkeyi, kabalığı mı yansıtıyor, yoksa halkı bu hale onlar mı getiriyor? Siyaset, toplumun aynasıdır derler, ama bu ayna epey çatlamış gibi. Ipsos’un 2019’daki araştırmasına göre, Türkiye’de siyasetçiler, en az güvenilen meslek gruplarından biri; yüzde 11’lik güven oranıyla, sadece din adamlarının bir tık üstündeler. Halk, “Bizi temsil edeceklerse, biraz daha elit, biraz daha kibar olsunlar” diye düşünüyor olabilir mi? Kesinlikle! Ama mecliste uçuşan yumruklar ve küfürler, bu beklentiyi yerle bir ediyor.

Siyasetçiler, makamlarının ağırlığını taşıyacak bir üslup ve davranış sergilemek zorunda. Meclis kürsüsü, fikir arenası olmalı; ne sokak kavgası ringi ne de küfürbazların sahnesi. Ama halk da bu tabloyu izlerken, “E, biz bunları seçtik!” diyerek kendi payını sorgulamalı. Eğer bir milletvekili “dingil” derken alkış alıyor, yumruk atarken kahraman ilan ediliyorsa, o zaman aynaya bakıp “Biz nerede hata yaptık?” diye sormalıyız. Selahattin Demirtaş’ın 2024’teki bir savunmasında söylediği gibi, “Bu ülkenin milliyetçiliği de, dindarlığı da çakma!” derken, belki de üslubun ve davranışların bu kadar düşmesinin ardında yatan ahlaki çöküşü işaret ediyordu.

Türk siyasetinin bu küfürlü ve kavgacı serüveni, adeta bir Yeşilçam filmi gibi: Hem komik, hem trajik. Ama bu filmin seyircisi olan bizler, daha kaliteli bir senaryo yazabiliriz. Seçtiğimiz temsilcilerin, makamlarına yakışır bir üslup sergilemesini ve kavgadan uzak durmasını talep etmek, bizim elimizde. Aksi takdirde, meclis kürsüsünde “gerizekalıya anlatır gibi” başlayan cümleler, “dingil”le biter; koridorlarda yumruklar havada uçuşur. Ve biz, bu tiyatroyu izlerken, bir yandan güler, bir yandan da “Yahu, bu mu bizim aynamız?” diye hayıflanırız. Madem Mesut Yılmaz’ın “yavşak” çıkışı hâlâ aklımızda, bir espri patlatalım: Yusuf Tekin “tane tane” anlatırken, Adıgüzel “dingil” deyince, Alpay Özalan da yumruk atınca anladık ki, meclisimiz hâlâ laf ve yumruk yarışında; ama biz halk olarak bu maçı izlerken elimize patlamış mısır değil, bir ayna tutsak, belki ringe değil, diyaloğa yol açarız!

Ant Gökçek, 16 Temmuz 2025 - Vilnius

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Second Trump Administration: The State of the U.S. Economy in Historical and Global Context

  The Second Trump Administration: The State of the U.S. Economy in Historical and Global Context Introduction: A New Era or a Repetition? The second presidency of Donald Trump, commencing on January 20, 2025, has thrust the U.S. economy into a renewed spotlight, shaped by both domestic dynamics and global influences. Trump’s first term was characterized by protectionist policies under the “America First” banner, and his second term continues this trajectory with increased tariffs, tax cuts, and pressure on the Federal Reserve (Fed). However, the impact of these policies on household finances, particularly when compared to the post-Covid recovery period, presents a complex picture. Rising inflation, Fed-targeted pressures for interest rate reductions, and political maneuvering ahead of midterm elections raise questions about the sustainability of these policies. This article examines the U.S. economy’s historical turning points since the Cold War, offering a rational, data-driven a...

The Mucilage Crisis in the Marmara Sea: A Silent Catastrophe and Urgent Call for Action

  The Mucilage Crisis in the Marmara Sea: A Silent Catastrophe and Urgent Call for Action Abstract The Marmara Sea, a critical ecological and economic asset for Türkiye, is currently grappling with a severe mucilage crisis, characterized by the proliferation of viscous, organic matter known as marine snow. This phenomenon, driven by excessive phytoplankton growth, poses an existential threat to marine ecosystems, human health, and regional socio-economic stability. Despite its urgency, the response from governmental bodies, municipalities, civil society organizations, and academic institutions remains inadequate. This article examines the immediate and long-term impacts of mucilage on the Marmara Sea’s ecosystem, its dependent communities, and the broader environment. It further delineates the potential consequences of inaction across short, medium, and long-term horizons. Finally, it proposes immediate and sustained mitigation strategies, alongside preventive measures for other se...

A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC

  A Fight for the Homeland: The Struggle of the Turkish Cypriots, the 20 July Peace Operation, and the Story of the KKTC It was a sweltering summer day in December 1963 in Cyprus. In the Tahtakale neighborhood of Nicosia, Grandma Ayşe was baking bread for her grandchildren that morning. In the small courtyard of her home, under the shade of olive trees, the laughter of her children echoed. But this peace was soon to be shattered by the bloody shadow of the EOKA-B militants. In those dark days of 1963, the Rum’s dream of Enosis—the unification of Cyprus with Greece—had turned Turkish villages into a living hell. EOKA-B had set out to systematically annihilate the Turkish population. Grandma Ayşe’s neighbor, a young teacher named Mehmet, was abducted by EOKA-B militants while returning home that night. The next morning, his lifeless body was found in a field outside the village, his hands bound, his body riddled with bullets. This was just the beginning. During the infamous  Blo...