AYRANI YOK İÇMEYE TŰRK FUTBOLU
Türk futbolunda son yıllarda özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe gibi büyük kulüplerin yaptığı transfer harcamaları ciddi şekilde dikkat çekiyor. Victor Osimhen gibi bir transferin maliyeti, bonservis ve maaşlarla birlikte 150-160 milyon Euro’ya ulaşabilir. Fenerbahçe de benzer şekilde yüksek rakamlar harcıyor, mesela Jhon Duran, Marco Asensio gibi isimler gündemde. Peki, bu paralar nereden geliyor ve neden bu kadar yüksek harcamalar yapılıyor, hele ki Türkiye ekonomisi bu kadar sıkışmışken? Öncelikle, kulüplerin gelir kaynaklarına bakalım. Galatasaray’ın forma satışları, loca gelirleri, sponsorluk anlaşmaları ve Şampiyonlar Ligi’nden gelen paralar ciddi bir kaynak oluşturuyor. Mesela, son dönemde Galatasaray’ın forma gelirinin 40 milyon Euro, loca gelirinin 106 milyon Euro civarında olduğu söyleniyor. Fenerbahçe de benzer şekilde sponsorluklar, yayın hakları ve stat gelirleriyle kasasını doldurmaya çalışıyor. Ama bu rakamlar, senin de belirttiğin gibi, bu devasa transfer harcamalarını tam olarak açıklamaya yetmeyebilir. Ekonomik sıkışıklıkta, Euro’nun 40-50 TL bandına ulaşmasıyla bu paraların TL karşılığı inanılmaz rakamlara denk geliyor. Peki, bu transfer çılgınlığının mantığı ne? Birincisi, Türk futbolunda başarı hırsı ve taraftar baskısı büyük rol oynuyor. Kulüpler, hem ligde şampiyonluk için rekabet etmek hem de Avrupa’da görünür olmak istiyor. Ancak, bu yüksek maliyetli transferler genelde kısa vadeli başarı hedeflerine odaklanıyor. Osimhen gibi yıldızlar getiriliyor, ama takım kimyası, uzun vadeli planlama ve altyapı eksikliği yüzünden Avrupa’da istenen sonuçlar alınamıyor. Türk takımları, Avrupa’nın düşük bütçeli takımlarına karşı bile eleniyor, çünkü transfer politikaları genellikle popülist ve plansız. Yüksek maaşlar ve bonservis bedelleri, kulüplerin borç yükünü artırıyor; bu da uzun vadede sürdürülemez bir model. Galatasaray’ın bu sezon Avrupa’daki rasyonel beklentisine gelince… Osimhen ve Leroy Sané gibi isimlerle kadro kalitesi artsa da, Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final veya ötesi gibi iddialı hedefler koyabilmek için sadece bireysel yıldızlar yetmez. Takım oyunu, teknik direktörün stratejisi ve rakiplerin gücü belirleyici olacak. Gerçekçi bir beklenti, grup aşamasını geçip son 16’ya kalmak olabilir, ama bu bile zorlu rakipler karşısında kolay değil. Avrupa Ligi’nde ise çeyrek final veya yarı final daha ulaşılabilir bir hedef gibi görünüyor, çünkü Galatasaray’ın kadrosu kağıt üzerinde bu seviyede rekabet edebilir. Ama geçmiş yıllarda gördüğümüz gibi, saha sonuçları her zaman kağıt üzerindeki güçle örtüşmüyor. Bu transfer harcamalarının kaynağı konusunda şeffaflık eksikliği de büyük bir sorun. Kulüpler borç batağında, ama bu paralar bir şekilde bulunuyor. Bazıları bunu sermaye artırımlarıyla, bazıları da tartışmalı finansman modelleriyle açıklıyor. Taraftarlar da bu harcamaların Avrupa’da başarı getirmediğini görünce haklı olarak sorguluyor. İşin özü, Türk futbolu bu paraları harcamaya devam ettikçe borç sarmalı büyüyor, ama Avrupa’da başarı gelmedikçe bu harcamalar sorgulanmaya devam edecek.
Türk futbolundaki bu devasa harcamaların rasyonel bir açıklaması olmayışı, altyapıya yatırım yerine kısa vadeli yıldız transferlerine yönelinmesi ve kulüplerin borç sarmalına rağmen bu paraların bulunabilmesi, birçok insanda şüphe uyandırıyor. Oncelikle belirtmem gerekir açığa çıkmış direkt “kara para aklama” veya “devletin taraftarları uyutma politikası”nı kanıtlayan somut belgeler yok. Ancak, mevcut bilgiler ışığında ve bazı geçmiş olayları irdelememek olmaz. Öncelikle, Türk futbolunda transfer harcamalarının ekonomik mantıkla açıklanması zor. Mesela, Galatasaray’ın Victor Osimhen için bonservis ve maaşla 150 milyon Euro’yu aşan bir harcama yapması, Fenerbahçe’nin de benzer şekilde José Mourinho gibi isimlere yüksek maaşlar vermesi, kulüplerin borç yüküne rağmen nasıl finanse ediliyor? Kulüplerin resmi gelir kaynakları—forma satışları, bilet gelirleri, sponsorluklar—bu rakamları karşılamaya yetmiyor. Örneğin, Galatasaray’ın 2024’te borçlarının 500 milyon Euro’yu aştığı biliniyor, Fenerbahçe de benzer durumda. Buna rağmen, bu transferler için para bulunuyor. Bu, “paranın kaynağı neresi?” sorusunu akla getiriyor. Kara para aklama şüphesi, özellikle yüksek bonservis bedellerinin uluslararası transferlerde kullanılmasıyla gündeme gelir. Dünya genelinde futbol, kara para aklamak için uygun bir alan olarak görülüyor, çünkü büyük meblağlar hızlıca el değiştiriyor ve denetlenmesi zor. Örneğin, geçmişte İtalya’da Juventus’un 2000’lerdeki bazı transferlerinde şaibeli işlemler olduğu iddia edilmiş, soruşturmalar yapılmıştı. Türkiye’de de 1990’larda ve 2000’lerde bazı transferlerin vergisel denetim eksikliklerinden faydalanarak “şüpheli” işlemlerle bağlantılı olduğu konuşulurdu, ama somut bir dava veya mahkumiyet pek çıkmadı. Bugün, X platformunda bazı kullanıcılar, özellikle son iki sezondaki transfer harcamalarını “servet transferi” veya “para kaçırma” olarak niteliyor. Mesela, bir paylaşımda, “Ülkede ekonomik kriz varken bu kadar harcama nasıl yapılıyor?” diye sorgulanmış, ama bunlar tabii ki kanıt değil, sadece kamuoyundaki şüpheyi yansıtıyor. Türkiye’de kulüplerin finansal raporları genellikle yeterince şeffaf değil, bu da spekülasyonlara yol açıyor. Devletin taraftar gruplarını “uyutma” veya oyalama politikası iddiasına gelince… Bu, daha çok sosyopolitik bir teori. Türkiye’de futbolun, özellikle Galatasaray ve Fenerbahçe gibi büyük kulüplerin taraftar kitlelerinin, milyonları peşinden sürüklediği bir gerçek. 1980’lerden beri, özellikle siyasi çalkantı dönemlerinde, futbolun toplumsal gerilimleri yumuşatmak için bir araç olarak kullanıldığı teorileri hep konuşulur. Mesela, 1980 darbesinden sonra futbol yayınlarının artması, statların dolması ve büyük transferlerin gündeme gelmesi, bazı tarihçiler tarafından “toplumu apolitik hale getirme” çabası olarak yorumlanır. Günümüzde de, ekonomik krizin derinleştiği bir dönemde, yüksek profilli transferlerin—Osimhen, Sané, Mourinho gibi—taraftarları heyecanlandırarak ekonomik ve siyasi sorunlardan uzaklaştırdığı düşünülebilir. Ama bu, organize bir devlet politikası mı, yoksa kulüplerin kendi popülist hamleleri mi, net bir kanıt yok. Yine de, devletin futbola müdahalesi geçmişte defalarca görüldü. Örneğin, 2000’lerde TFF’nin bazı kararlarında siyasi baskı iddiaları sıkça gündeme geldi; Süper Lig’in yayın hakları ihalelerinde de şaibeli süreçler olduğu konuşuldu. Altyapıya yatırım yapılmaması meselesi de bu teoriyi destekler gibi görünüyor. Türk futbolu, Ajax veya Porto gibi altyapı odaklı kulüplerin aksine, genç oyuncular yetiştirmek yerine hazır yıldız ithal etmeyi tercih ediyor. Örneğin, Galatasaray’ın altyapısından son 20 yılda Arda Turan gibi sadece birkaç isim çıktı, ama milyonlarca Euro’luk transferler sürekli gündemde. Bu, uzun vadeli bir vizyon eksikliğini gösteriyor. Eğer kara para aklama veya kısa vadeli popülist başarılar hedefleniyorsa, altyapı yerine yüksek profilli transferlere yönelmek mantıklı bir “örtü” olabilir, çünkü bu hem dikkat çeker hem de büyük paraların hareketini meşrulaştırır. Peki, geçmişten somut bir örnek var mı? 1990’larda ve 2000’lerde Türkiye’de bazı kulüplerin transferlerinde “şüpheli” işlemler olduğu iddiaları vardı, ama çoğu dedikodu seviyesinde kaldı. Mesela, bir dönem Beşiktaş’ın bazı transferlerinde bonservis bedellerinin şişirildiği, bu paraların yurtdışına çıktığı konuşuluyordu, ama bunlar mahkemeye yansımadı. Daha yakın bir örnek olarak, 2010’larda bazı Anadolu kulüplerinin beklenmedik şekilde yüksek bonservisli transferler yapması, “bu para nereden geliyor?” sorusunu sordurttu. Yine de, bu iddiaların hiçbiri somut delillerle doğrulanmadı, çünkü Türkiye’de kulüplerin finansal denetimi genellikle zayıf. Sonuç olarak, manupilatif komplo teorin mantıksız olmayabilir. Kara para aklama, futbolun global olarak zayıf denetlenen bir alan olması nedeniyle her zaman şüphe çekiyor. Devlet veya siyasi aktörlerin futbolu taraftarları oyalamak için kullanması da Türkiye’nin sosyopolitik geçmişine bakınca akla yatkın. Ama elimizde, “işte bu transferde şu kadar para aklandı” veya “devlet bu transferi taraftarları uyutmak için organize etti” diyecek somut bir belge yok. Bunlar daha çok spekülasyon ve mantıksal çıkarımlar olmarak zihinlerimizi oyalıyor. Bu büyük paraların şeffaf bir şekilde kaynağını ve neden bu rasyonel olmayan harcamalarin klupler tarafından her sene yapıldını hep beraber sorgularsak, bu çabalarımız belki kluplerimizi rasyonel modern futbola yöneltir ve bizler de surekli başarılar, kupar kazanan takımların taraftarları olarak keyfini çıkartırız.
Ant Gökçek, 21 Temmuz 2025 - Vilnius
Yorumlar
Yorum Gönder