Şah Piyonlarından Sonra: Büyük Hamle Tahtaya Geldi
Önceki Yazının Kaldığı Yer
Geçen yazıda bir soru bırakmıştık ortada: piyon feda etmek, her zaman başlı başına bir amaç değildir — bir hazırlıktır. Anderssen'in Kieseritzky'ye karşı feda ettiği fil, kale, vezir; hepsi tek bir final pozisyonuna hizmet ediyordu: rakip kralın etrafındaki üç küçük taşla örülen mat ağı. Feda anında kimse bu sonucu görmüyordu. Sadece sonradan, tahtanın tamamına bakınca, "bu kayıplar aslında o mat için yapılmış" deniyordu.
Yazı yayınlandıktan birkaç gün sonra, tahtanın merkezine bakıldığında gerçekten de büyük bir hamle göründü: 5-6 Ağustos 2026'da TBMM Başkanlığı'na "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" sunuldu. AK Parti, MHP, CHP, DEM Parti, HÜDA PAR ve Yeni Yol Partisi'nden yaklaşık 360 milletvekilinin imzasını taşıyan, 12 maddelik bu çerçeve yasa; PKK/KCK'nın "fiilen sona erdiğinin ve silahlarını teslim ettiğinin" güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla Resmî Gazete'de yayımlanmasının ardından, örgüt üyeliği, yöneticiliği, propaganda ve örgütsel faaliyet kapsamındaki suçlara ilişkin soruşturma, kovuşturma ve infazların suçun niteliğine göre 5 ya da 10 yıl süreyle ertelenmesini öngörüyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek, bunun "genel af" olmadığını, terör saldırısı emri verenlerin ve güvenlik güçlerimizi şehit edenlerin kapsam dışında bırakıldığını, kimseye "özel statü" tanınmadığını vurguluyor. Süreç, İmralı'daki Öcalan ile yürütülen temasların, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın 15 Temmuz'da Cumhurbaşkanı'na yaptığı sunumla yeniden hız kazandığı biçiminde aktarılıyor.
Şimdi tahtanın tamamına, bir bütün olarak bakalım.
I. Satranç Ustası Neden Önce Kenar Taşlarını Kurban Eder?
Büyükusta seviyesinde bir oyuncu, kraliçe fedası gibi tahtayı kökten değiştiren bir hamleye girişmeden önce, genellikle rakibin dikkatini dağıtan, gündemi meşgul eden küçük çatışmalar açar. Bunun adı satranç literatüründe "prophylaxis"in tersidir — rakibi kendi tarafında oyalarken, asıl saldırıyı sessizce hazırlamak. Kasparov'un birçok oyununda görülen klasik bir örüntü budur: kanatta gürültülü bir taş alışverişi başlatılır, rakip orada meşgulken merkezde sessizce yeniden düzenleme yapılır.
Bunu bir önceki yazıda anlattığımız "erik ağacı şeftaliyi kurtarır" (李代桃僵) stratejisiyle birleştirin. O stratejinin eksik kalan bir boyutu var: erik ağacı sadece "kayıp" değildir, aynı zamanda dikkat dağıtıcıdır. Düşman (ya da kamuoyu) erik ağacının çekilme sürecine odaklanırken, bahçenin diğer köşesinde çok daha büyük bir dikim yapılır.
Vatansever bir gözle, son haftaların akışına bu çerçeveden bakınca ortaya şöyle bir sıra çıkıyor: Önce iktidara yakın, sert söylemli medya figürlerinin adli süreçlerle gündemden düşürülmesi — kamuoyunun "kim tutuklandı, neden tutuklandı" tartışmasına kilitlenmesi. Ardından, tam da bu gündem trafiğinin ortasında, Cumhuriyet tarihinin en hassas dosyalarından biri — PKK ile ilgili "Terörsüz Türkiye" çerçeve yasası — 360 imzayla, âdeta bir oldubittiye getirilircesine, Adalet Komisyonu'ndan bir günde geçirilip salı gününe kadar Genel Kurul'dan geçirilmesi hedeflenerek Meclis'e sunuluyor. Zamanlamanın çakışması, tesadüf olarak okunabileceği gibi, "önce kenar taşları oynat, sonra merkezde asıl hamleyi yap" ilkesinin ete kemiğe bürünmüş hâli olarak da okunabilir.
II. Atatürkçü Bakış Açısından Meselenin Ağırlığı
Burada, 51 yaşında ama fikren hâlâ o gençlik ateşini taşıyan bir Cumhuriyet çocuğunun bakış açısıyla konuşmak gerekiyor.
Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, "tam bağımsızlık" ve "ülkenin bölünmez bütünlüğü" ilkeleri üzerine inşa edildi. 1920'lerden itibaren Şeyh Sait İsyanı'ndan Dersim'e, oradan 1980'ler sonrasında PKK'nın silahlı ayaklanmasına kadar, bu topraklarda "devletin bütünlüğü" hep en pahalıya ödenen değer oldu. PKK'nın 1984'ten bu yana sürdürdüğü silahlı mücadelede resmi ve gayriresmi kaynaklara göre 40 bini aşkın insan hayatını kaybetti — asker, polis, korucu, sivil, ve PKK saflarında ölenler dahil. Bu, sadece bir istatistik değil; Mehmetçiğin şehit cenazelerinin sıra sıra memleketlere gittiği, anaların evlat acısıyla büyüdüğü bir tarihin özeti.
Bu tarihe bakan bir Atatürkçü için soru şudur: Bir terör örgütünün 40 yıllık kanlı bilançosu, "millî dayanışma" adı altında, mağdur ailelerin rızası alınmadan bir çerçeve yasayla mı kapatılacak? 2013-2015 "Çözüm Süreci"nin, Kobani olaylarının ardından nasıl çöktüğü, o dönem silah bırakmayan örgütün nasıl yeniden şehir savaşlarına döndüğü hafızalardaki en taze örnek. Bugünkü sürecin "geçmişten farkı ne" sorusu, sadece muhalefet reflexi değil, tarihsel tecrübeden doğan meşru bir kaygıdır.
İkinci nokta: Öcalan meselesi. 1999'da idam cezası alıp müebbede çevrilen, İmralı'da tutulan bir isim, bugün sürecin fiilî muhatabı hâline geliyor. Bir Atatürkçü için bu, "devlet terörle pazarlık yapmaz" ilkesinin nasıl yeniden tanımlandığının sembolik anıdır. Yasa metninin "genel af değildir, kimseye özel statü tanınmıyor, saldırı emri verenler ve şehit eden failler kapsam dışı" güvencelerine rağmen, sürecin nihai siyasi ufkunun ne olduğu — yani PKK'nın silah bırakması karşılığında ne tür bir siyasi/idari statü değişikliğinin masada olduğu — kamuoyuna tam netlikte anlatılmış değil.
III. Piyonlar Gerçekten Bu Hamle İçin mi Feda Edildi?
Burada alegoriyi ileri götürelim, ama dürüstlükle sınırlarını da çizelim.
Feda tezinin lehine okunabilecek unsurlar:
- Zamanlama örtüşmesi: İktidara yakın, yüksek tirajlı, sert söylemli figürlerin gündemden düşürülmesiyle, tarihi ağırlıktaki bir PKK yasasının Meclis'e sunulması aynı haftaya denk geldi. Satranç ustası bir gözlemci için bu, tesadüften çok "kanat gürültüsü, merkez sessizliği" örüntüsüne benziyor.
- Hız: Teklifin Adalet Komisyonu'ndan bir günde geçip salıya kadar Genel Kurul'dan geçirilmesinin hedeflenmesi, kamuoyu tartışmasına bilinçli olarak az zaman bırakma stratejisi olarak okunabilir — tıpkı bir gambitte rakibe "düşünme zamanı" bırakmamak gibi.
- Medya sahnesinin sadeleştirilmesi: Milliyetçi/muhafazakâr tabanı en çok galeyana getirebilecek, en yüksek sesle itiraz edebilecek yayıncı profillerinin bir kısmının o hafta gündem dışı kalması, sürecin ilk kritik günlerinde sokak ve ekran tepkisini azaltan bir "gürültü emici" işlevi görmüş olabilir.
Ama tezin karşısına konması gereken gerçekler de var:
- Cem Küçük'ün gözaltı gerekçesi savcılık açıklamasında "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "şantaj" olarak belirtildi — PKK sürecine hiçbir doğrudan atıf içermiyor. Bunu sürece bağlamak, doğrulanmamış bir çıkarımdır.
- "Terörsüz Türkiye" süreci aslında yeni değil; kökleri 2024 sonunda Bahçeli'nin el sıkışma çağrısına, 2025'teki İmralı ziyaretlerine ve PKK'nın Mayıs 2025'te kendini feshettiğini açıklamasına kadar uzanan, aylarca kamuoyuna açık şekilde işlenmiş bir süreç. Yani "aniden, gizlice hazırlanmış bir sürpriz hamle" değil, uzun süredir bilinen bir gündem maddesinin yasal aşamaya gelmesi.
- Yasaya CHP ve DEM Parti gibi iktidarın doğal müttefiki olmayan partilerin de imza atması, bunun tek taraflı bir "iktidar manevrası" değil, geniş tabanlı bir parlamento mutabakatı olduğunu gösteriyor — sadece AKP'nin gündem yönetme numarası olarak okumak eksik bir resim çizer.
- Adalet Bakanı'nın "saldırı emri verenler ve şehit eden failler kapsam dışı" güvencesi doğruysa, bu bir "sınırsız af" değil, koşullu ve denetimli bir silah bırakma-yeniden entegrasyon mekanizmasıdır — dünyada Kolombiya'daki FARC süreci gibi emsalleri olan bir model.
IV. Sonuç: Tahtanın Bu Anki Görüntüsü
Satranç ustası bir gözlemci şunu söyler: Bir hamlenin "feda" olup olmadığı, ancak oyunun sonunda kesinleşir. Eğer bu süreç gerçekten 40 yıllık kanı durdurur, silahlar gerçekten toplanır, mağdur aileler için gerçek bir hesap verme mekanizması işletilir ve ülkenin bütünlüğü hiçbir şekilde tartışma konusu yapılmazsa — o zaman tarihe "büyük vatan hamlesi" olarak geçer. Ama eğer süreç 2015'teki gibi çöker, silahlar toplanmaz, örgüt sahada varlığını sürdürür ve bu arada medya sahnesindeki muhalif sesler susturulmuş olursa — o zaman geriye dönüp bakanlar, gerçekten de "piyonlar bu hamle için feda edildi" diyecektir.
Bugün, 7 Ağustos 2026 itibarıyla, tahta hâlâ ortasında. Yasa henüz Genel Kurul'dan geçmedi; PKK/KCK'nın "fiilen sona erdiği" tespiti henüz MGK kararıyla Resmî Gazete'de yayımlanmadı. Atatürkçü bir bakış açısı, bu belirsizlik anında iki şeyi aynı anda yapabilmelidir: Kanın durmasını, bir Mehmetçiğin daha şehit düşmemesini içtenlikle istemek — ve aynı zamanda, "millî dayanışma" adı altında ülkenin bölünmez bütünlüğüne, hukukun üstünlüğüne ya da hafızaya karşı işlenmiş hiçbir suçun sessizce kapatılmadığından emin olana kadar, tetikte ve sorgulayıcı kalmak.
Piyon feda edilmiş olabilir. Ama asıl mesele, kurbanın karşılığında tahtaya gerçekten ne geldiğidir — ve bunun cevabını, bugünün gazetecileri değil, yarının tarihçileri verecek.
Bu yazı da, bir öncekisi gibi, güncel siyasi gelişmeleri tarihsel ve stratejik bir alegori üzerinden yorumlayan bir düşünce denemesidir. "Terörsüz Türkiye" yasasının içeriği kamuya açık kaynaklardan (Meclis'e sunulan metin, hükümet açıklamaları, basın haberleri) alınmıştır; iki olay arasındaki nedensellik iddiası ise ispatlanmış bir gerçek değil, okurun kendi muhakemesine bırakılan bir yorumdur.
Yorumlar
Yorum Gönder